- Katılım
- 26 May 2026
- Mesajlar
- 7,329
- Tepkime puanı
- 0
- Puanları
- 0
Bilim insanları, biyolojik yaşlanmayı ölçen epigenetik saatlerin vücuttaki etkilerini inceleyen kapsamlı bir çalışma yürüttü. Araştırma, yaşlanma süreçlerini daha iyi anlamak için yeni bir ölçüm yöntemi geliştirdi.
İnsanların takvim yaşı ile biyolojik sağlığı arasındaki fark, bilim dünyasının uzun süredir odaklandığı konuların başında geliyor. Bilim insanları, bir bireyin biyolojik olarak ne kadar hızlı yaşlandığını tahmin etmek amacıyla kullanılan epigenetik saatlerin, vücut içindeki moleküler süreçlerle nasıl bir etkileşim içinde olduğunu inceleyen yeni bir çalışma gerçekleştirdi.
Epigenetik saatler, DNA'nın çevresindeki kimyasal değişiklikleri temel alan matematiksel modellerdir. Bu modeller, genetik kodun kendisini değiştirmeden genlerin işleyişini etkileyen DNA metilasyonunu analiz eder. Araştırmacılar, bu saatlerin yaşlanma ile hastalıklar, fiziksel gerileme ve ölüm riski arasındaki ilişkiyi anlamada kritik bir rol oynadığını belirtiyor.
USC Leonard Davis Okulu'ndan T. Em Arpawong, yaşlanmanın sadece doğum günleri ile ilgili olmadığını, hücrelerin içinde gerçekleşen süreçlerin belirleyici olduğunu vurguluyor. Ancak bugüne kadar, bu saatlerin hızlanmış yaşlanmaya işaret ettiği durumlarda vücudun içinde tam olarak nelerin değiştiği bir "kara kutu" olarak kalmıştı.
ABD Sağlık ve Emeklilik Çalışması kapsamında 3 bin 227 kişinin kan örneklerini inceleyen bilim insanları, beş farklı epigenetik saatin ölçümlerini gen etkinliği ile karşılaştırdı. Elde edilen sonuçlar, her bir saatin vücuttaki farklı yaşlanma belirtileriyle bağlantılı olduğunu gösterdi. Bazı saatler enerji kullanımı ve hücre büyümesiyle ilişkilendirilirken, diğerlerinin bağışıklık sistemi ve iltihaplanma süreçleriyle daha yakından bağlantılı olduğu tespit edildi.
Araştırmacılar, bu bulgular ışığında transkriptomik yaşlanma gen puanları (TAGS) adı verilen yeni bir ölçüm yöntemi geliştirdi. TAGS yöntemi; kalp hastalığı, diyabet, akciğer rahatsızlıkları ve ölüm riski gibi durumları öngörmede mevcut saatlere kıyasla daha yüksek bir başarı sergiledi.
Projenin kıdemli yazarlarından Eileen Crimmins, bu çalışmanın biyolojik yaşlanma saatlerinin ardındaki moleküler programları aydınlattığını ifade etti. Elde edilen verilerin, gerobilim ve epidemiyoloji alanındaki klinik uygulamalara rehberlik etmesi ve araştırmacıların çalışma hedeflerine en uygun saati seçmelerine yardımcı olması bekleniyor.
1 kaynak ve 4 yapılandırılmış olgu üzerinden hazırlanmış editoryal doğrulama özeti.